in

Mahmut Şevket Serik – Fuzuli’nin dev eserinde Leyla’dan Mevla’ya varan aşk


Hadise 7. asırda Arabistan’da geçer.  Ben-i Amir kabilesine mensup olan Kays (Mecnun), zengin ve asil olan bir Arap beyinin oğludur. Daha sonra “Mecnun” lakabıyla tanınacak olan Kays, ilkokula gittiği sıralarda Leyla’ya rastlar. İki çocuk hemen birbirlerine âşık olurlar.

“O kızlar içinde bir peri güzeli

Kays ile muhabbet kurdu.

Bu, öyle nadir bir güzel ki

Yaşlı-başlı insan bile onu görse aklını yitirirdi.

Büklüm büklüm zülüfleri canın

Boynuna bağlanan belalı bir zincir gibi.

Kaşları âşıkların başına beladır.

Güzellikte hem çifttir hem de kemer.

Her kirpiği kan döken bir ok,

Sür’atle atılan gamzesi okun ucundaki çeliktir.

O şahin bakışlı ve ceylan gözlüdür.

Şirin hareketli ve tatlı sözlüdür.”

Kays, Leyla’dan hiç ayrılmaz. Okul içinde ve dışında hep beraber olmaya çalışırlar. Tabi bu durum kısa zamanda duyulur ve herkesin diline düşer.

“Bu hikâye dilden dile düştü ve

Macera herkesce duyuldu.

Kays Leyla’nın aşkına esir olmuş.

Leyla’da onu seviyormuş.”

Durumu öğrenen Leyla’nın annesi, aile şerefinin lekelenmesini önlemek üzere bu sevdadan vazgeçmesini söyleyerek ona nasihatlerde bulunur.

“Temkinli hareketleri bırakıp, çılgınca davranma.

Sen pahalısın, değerlisin, kıymetini bil,

Kendini ucuzlatma.”

Leyla, annesinin sözleri karşısında bu aşkı inkar eder. Hatta aşkın ne olduğunu bilmediğini söyler. Fakat bu sözlere rağmen Leyla’yı okuldan alarak eve kapatırlar. Leyla şu meşhur gazel ile duygularını dile getirir.

“Felek zulüm ederek beni sevgilimden ayırdı.

Acaba ağlayıp inlememden çekinmiyor mu?

Yanan gönlümün ahının ateşi bir şulesi ile

Dokuz kat göğü yakmazsa, ondan ne hasıl olur?

Gizli derdim beni öldürdü. Bu öyle bir gizli dert ki

Gül yüzüm bile ondan habersizdir.

Benim gizli yaramı açıklamama ne lüzum var.

Sonunda paramparça yakamdan bu anlaşılacaktır.

Allah biliyor ki sevgili her ne kadar gözümden

Uzaksa da gönlümden uzak değildir.

Canım aşkın tesiri ile vücudumdan çıksa bile,

Aşk vücudumdan çıkmayacaktır.

Ey saba rüzgârı, bugünden böyle sevgilimden

Bir haber verirsen lütfedersin.

Ey Fuzuli, ayrılık derdi ile durum fenadır.

Kimse benim perişan halimden haberdar değildir.”

 

Mecnun okula gelir ve orada Leyla’yı bulamaz. Ağlamaya başlar. Kaderden şikâyet eden şiirler söyler.

“Ben sana ne yaptım ki canıma kastettin,

Gönül arkadaşıma giden yolu kapattın.”

Bir gün Mecnun Leyla’yı görebilmek için arkadaşlarıyla gezmeye gider. Yolu Leyla’nın mahallesine düşer. Leyla da gezmeye çıktığı için karşılaşırlar. İkisi de birbirlerini görünce bayılırlar. Arkadaşları Leyla’nın yüzüne gül suyu dökerek ayıltırlar ve evine götürürler. Bir müddet sonra da Mecnun ayılır. Görür ki Leyla gitmiş. Ağlamaya başlar. Arkadaşları durumu babasına bildirirler. Babası oğlunu aramak için yollara düşer. Onu, bir köşede toz-toprak içinde bulur. Oğlunun bu perişan hâline dayanamayıp ağlamaya başlar. Mecnun ise babasına şöyle hitap eder:

“Kimsin, bu söylediklerin nedir?

Bunlar boş ve manasız arzulardır.

Sen derdime çare değilsin, git.

Sen tanıdık değil, yabancısın.

Ben böyle lafları dinlemem.

Sen bana Leyla’dan bahset, yoksa sus.”

Babası, “Ben senin babanım” deyince de Mecnun’dan şu cevabı alır.

“Baba veya ana neymiş?

Bana Leyla gerektir.

Ondan başkası masaldır.”

Mecnun’un hem anası hem babası ona nasihat ederler. Teselli verirler. Fakat o şu karşılığı verir:

“Bu işte iradem yok.

Kudretimin dizgini elimde değil.

Aşk, akla galip geldi.

Gönülde yerleşen sevgili daha cazip.

Tenime ve ruhuma sevgilinin derdi hükmediyor.

Ondan başka sevdiğim yok.

Bende artık nasıl benlik olabilir?

Beni isteyen bende ne bulabilir?

Mademki kader böyleymiş, tedbirin ne faydası var?

Tedbir kaderi değiştirmez ki.

Bana neşe kısmet olsaydı bu

Derdi ve ateşi ister miydim?

Bana diyorsunuz ki: Başka güzeller de var,

Leyla gibileri çoktur.

Allah aşkına bunu söylemeyin.

Âlemde o, bir tanedir.

 

Bülbül gül için ağladığı zaman

Lale onu avutabilir mi?”

Mecnun’nun babası, kabilenin ileri gelenlerini toplayarak Leyla’yı istemeye gider. Leyla’nın babası: “Oğlunuzun deli olduğunu söylüyorlar. Kızımı nasıl verebilirim? Ancak iyileştikten sonra bu mümkündür” der. Mecnun bu haberi duyunca babasına: “Ey akıllı babam hiç aşk hastası iyileşir mi?” diyerek çaresizliğini dile getirir. Mecnun’u iyileştirmek için hekimlere başvurulur, büyüler yaptırılır ve adaklar adanır. Netice alınamayınca da dua için Kâbe’ye götürülür. Mecnun orada aşk derdinden kurtulmasını istemek yerine Allah’a şöyle yalvarır:

“Her zaman ve her an gönlüme

Aşk derdinden gam sal.

Aş içinde daima şevkimi

Ve zevkimi arttır.

Dünyanın neresinde gam varsa

Gönlümü o gamla doldur.

Beni akıldan uzaklaştır ve

Daima aşk ile dost et.

Leyla’ya olan arzumu ve zevkimi arttır.

Bana hep onun vasıtası ile görün.”

Sonra da şu meşhur gazeli söyledi:

Ya Rabbim, beni aşk belası ile arkadaş et.

Bir an bile beni aşk belasından ayrı bırakma.

Dertlilerden yardımını esirgeme.

Yani beni çok belalara düşür.

Beni beladan hiç ayırma.

Çünkü ben belayı istediğim gibi bela da beni ister.

Aşk belası karşısında mukavemetimi zayıflatma ki

Sevgili beni vefasız diyerek ayıplamasın.

Mümkün olduğu kadar sevgilimin güzelliğini arttır,

Beni de aşk belasına düşür.

Ben neşe, mevki ve itibar istemiyorum.

Beni fakirlik ve yokluk ile mes’ut olur hâle getir.

Vücudumu sevgiliden ayrı iken öyle zayıf hâle getir ki

Saba rüzgârı beni sevgiliye kavuşturabilsin.”

Bu durumu gören babası Mecnun’dan ümidi keser. Mecnun çöllere düşer. Büyük bir dağa varır. Orada yanık yanık şiirler okuduktan sonra, Leyla’nın bulunduğu yere doğru yönelir. Yolda geyik avcılarına rastlar. Tuzağa düşmüş ceylanlar görür. Elbiselerini avcıya vererek ceylanı tuzaktan kurtarır. Onunla dağlarda ve çöllerde dolaşır. Tuzağa düşmüş bir güvercine rastlar. Kolundaki inciyi vererek güvercini de kurtarır. Güvercine şiirler okur, derdini anlatır. Kuş, Mecnun’la dost olur. Geceleri onun başına yuva yapar, gündüzleri ona bekçilik eder. Vahşi hayvanlar ve diğer kuşlar da Mecnun’un etrafında toplanırlar. Artık hayvanlarla dost olmuştur. İnsanlardan uzaklaşır.

“İnsanlardan öyle bezmişti ki

Kendi aksini bile tanımıyordu.

Ahının alevinin dumanını göklere çıkarıyordu

Ve yanında gölgesini bile istemiyordu.”

Öte yandan Leyla da eve kilitlenmiştir. Genç kızlar toplanarak onu avutup eğlendirmeye çalışmaktadırlar. Geceleri uyuyamayan Leyla, mum ile konuşup pervanelerle dertleşmektedir. Sabahlara kadar uyumayıp seher rüzgârı ile sevgilisine selam göndermektedir. Bir bahar günü annesi, Leyla’yı arkadaşlarıyla birlikte hava alsın diye dışarı çıkarır.  Leyla durgun ve neşesizdir. Kızların ahengine katılmaz. Bir fırsatını bulur, onlardan uzaklaşır. Ağlamaya başlar. Bu sırada bir başkasının Mecnun’a ait aşk şiirlerini okuduğunu duyar. Duyduğu şiirin sonu şöyle bitmektedir.

“Leyla’nın tuzağının esiri Mecnun’dur.

Leyla kime tutulmuş olabilir?”

Bu arada İbn-Selam adında zengin birisi Leyla’yı görür, ona âşık olur ve ailesinden ister. Ailesi de razı olur. Fakat Leyla razı değildir. Ancak fazla direnemez ve evlenir. Düğün bitince gelinle damat yalnız kalınca İbn-Selam Leyla’nın duvağını açmak ister. Leyla onunla gerdeğe girmek istemez ve şöyle bir yalan uydurur. “Ben okula gittiğim sıralarda bana bir peri görünmüş, eğer âdemoğlu ile evlenirsen seni de, onu da öldürürüm demişti. Ben o periye bağlıyım. Bir müddet sabret. Yoksa ikimizi de öldürecek.” der. İbn-Selam bu yalana inanır ve Leyla’ya el sürmez. Ancak Mecnun’un arkadaşı Zeyd, Leyla’nın evlendiğini ona haber verir.

Mecnun bu haberi duyunca

Ahının alevi göklere çıktı.

O kadar ki karıncalara ve yılanlara bile figan ettirdi.

Vahşi hayvanlarla kuşları da ağlattı.”

Sonra sitemlerle dolu bir mektup yazıp Zeyd ile Leyla’ya gönderir. Leyla bu mektubu gözyaşları ile okur. Hemen şu cevabı yazar:

“Sana karşı mahcubum, ne kadar kızsan yeridir.

Bana, çektiğim bu mahcupluk ve onun ayıbı yeter.

Mademki suçumu itiraf ediyorum,

Sen de benim kusurumu bağışla.

Ben gevherim, başkaları sert bir taştır.

Ben isteyerek satılmıyorum.

Zaman beni böyle satılığa çıkardı.

Ama kimin aldığının bile farkında değilim.

İradem elimde olsaydı,

Senden başka sevgilim olmazdı.

Her ne kadar hatalı isem de

Benden nefret etme, beni bırakma.”

Bir zaman sonra Leyla’nın kocası İbn-Selam ölür. Leyla ailesinin yanına gelir. Kocası için yas tutup ağlaması gerekir. Böylece Leyla ölen kocasına ağlar gibi yapar ama aslında Mecnun için ağlamaktadır. Bir göç esnasında Leyla devenin üzerinde uyuduğu için kafileden ayrı düşer. Çöllerde yol ararken bitkin ve perişan bir adama rastlar. Kim olduğunu sorar. Adam “Ben Mecnun’um” deyince, Leyla hayrete düşer ve inanamaz. Çünkü Mecnun o derece harap olmuş, değişmiştir. Aralarında konuşmalar geçer. Neticede Leyla onun Mecnun olduğunu anlar. Fakat Mecnun da Leyla’yı tanımamıştır. O da Leyla’ya kim olduğunu sorar ve şu gazeli söyler:

“Öyle kendimden geçmişim ki dünyayı idrak edemiyorum.

Ben kimim, saki kimdir, içki ve şarap nedir bilmiyorum.

Gerçi sevgiliden deli gönlümün muradını yerine getirmesini istiyorum, ama sevgili sorsa deli gönlün muradının ne olduğunu bilmem.

Mademki bir defacık visal aşığı doyurur,

O hâlde sevgili, niçin hep ondan uzak duruyor?

Dünya ve ahiretin sırrını bilen arif değildir.

Arif odur ki ne dünyayı ne de ahireti düşünebilsin.

Ey Fuzuli, ah ve feryadın herkesi rahatsız etmektedir.

Eğer aşk belasından memnun isen neden bağırıp çağırıyorsun?”

Bu gazeli dinleyen Leyla kendisini Mecnun’a tanıtmaya çalışır. “Sana müjdeler olsun, Hak dilediğini kabul etti, işte beni gönderdi. Gönlünün muradı olan Leyla benim. Gel visale erelim” der. Mecnun ise ona şu cevabı verir:

“Gönül sevgilinin hayaliyle yetinir, kavuşmayı istemez.

Âşık, sevgilinin gönülden dışarıda olduğunu düşünmez.”

Bu sözler üzerine Leyla, Mecnun’un tam bir olgunluğa vardığını, onun bir ilahi aşk ile yandığını anlar. Mecnun’dan ayrılır. Bütün ümit ve neşesini kaybetmiştir. Onu hayata bağlayacak hiçbir şey kalmamıştır. Allah’a canını alması için dua eder. Hastalanıp yataklara düşünce de annesini çağırıp şu vasiyette bulunur: “Mecnun’u görürsen yolunda can verdiğimi söyle. Eğer vefası varsa beklemesin, o da gelsin, orada buluşalım” der ve ölür.

Zeyd Leyla’nın ölüm haberini Mecnun’a götürür. Mecnun yıkılır, harap olur ve feryada başlar.

“Mecnun ölüm haberi duyunca 

Ciğer yangısıyla öyle bir ah çekti ki

Çığlığını sevgilisi ta öbür dünyada işitti.

Az kaldı ki Mecnun’un iniltisinden

Leyla ecel uykusundan uyansın.

Gül yüzlüsünün mezarını görünce

Kendini oraya attı.

Göğsünü lahit gibi parçaladı ve

Mezarmış gibi başına topraklar saçtı.

Kanlı gözyaşını mezar üzerine öyle akıttı ki

Kabir taşı kıpkırmızı oldu.

Yeryüzü gözyaşından göl gibi oldu,

Ve sular toprağa geçti.

Ey ay yüzlü sevgili, bu dünyada benim arkadaşımdın.

Arkadaş olan, kendi arkadaşını bırakıp da gide mi?”

Nihayet Mecnun da canını alması için Allah’a yalvarır. Onun da duası kabul edilir ve o da ölür. Fuzuli bunu şöyle anlatmıştır:

“Nihayet içindeki sırrı dile getirdi.

Allah’ın takdiri de onun arzusuna uygun düştü.

 

Hak, imdadına yetişti

Ve maksadına ulaştı.

Emel bahçesinden gül derdi.

Ecel kadehinden şarap içti.

Sevgilisinin mezarını kucaklayıp

Canını o mezara sadaka gibi verdi.

Böylece, o zavallı ve huzursuz âşık,

Tatlı canını “Leyla!” diyerek verdi.”

Bu durumu görenler, Mecnun’un cesedi başında toplanırlar. Sonra Leyla’nın mezarını açıp, Mecnun’u da oraya gömerler.

Arkadaşı Zeyd, günlerce mezarın başından ayrılmaz ve ağlar. Bir gece mezarın başında sabahlarken gözleri dalar. Rüyasında muhteşem bir bahçe ve içinde iki güzel görür. Bu iki güzele yüzlerce melek yüzlü kimse hizmet etmektedir. Zeyd, bunların hangi büyük padişah ile hanımı olduklarının sorar. Ona: “Bunlar Leyla ile Mecnun’dur. Burası da cennettir. Dünyada namuslu yaşayıp birbirlerine sadık kaldıkları için Allah onları cennete kavuşturdu” diye cevap verirler. Zeyd, uyandıktan sonra bu rüyasını halka anlatır. O tarihten itibaren de Leyla ile Mecnun’un beraber yattıkları mezar, halkın ziyaret yeri olur. Herkes, sevgi ve hürmetle bu mezara koşar.  

                                                                                

 

 

 



Kaynak

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim İnsanları, Dünyanın İlk 3.200 MP'lik Fotoğrafını Çekti

Bilim İnsanları, Dünyanın İlk 3.200 MP’lik Fotoğrafını Çekti

Epic Games'e Özel Çıkan The Outer Worlds, Steam'e de Geldi

Epic Games’e Özel Çıkan The Outer Worlds, Steam’e de Geldi