in

İslâm medeniyetinin sınırlarını değil, ufkunu gösteren lider: Aliya İzzetbegoviç


“Şüphesiz ki, Allah her yüz yılın başında bu ümmete dini işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.”

(Hadis-i Şerif)

20. yüzyılın ilk çeyreğinde 1.Dünya Savaşı’nın etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar üzerinde etkinliğini yitirmiş, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Sırp temsilcisi bölgede etkin hâle gelmiştir. İslâm ve Osmanlı kimliğini hatırlatacak her tür yapılanma ortadan kaldırılarak bölge halkına bin bir türlü baskı ve işkence uygulanmış, halka hem sosyal hem siyasal hem de ekonomik anlamda zararlar verilmiştir. Bu baskıya dayanamayan halk, kitleler hâlinde bölgeden göç etmiş, bölgede kalan diğer halk ise parya muamelesi görmüştür. Aynı yüzyılda Ortadoğu’daki Müslüman ülkeler ise sömürgeleştirilmiş bir vaziyettedir.

1.Dünya Savaşı’nın etkisi 2. Dünya Savaşı’nın habercisi olan kritik bir bölgede 8 Ağustos 1925’de Aliya Izzetbegoviç dünyaya gelmiştir. Müslüman hele bir de genç bir Müslüman olarak böyle bir coğrafyada olmak Aliya içinde pek kolay olmamıştır. Ama Aliya, inancı gereği Yugoslavya eğitimine rağmen İslâmi oluşumlarda adeta bir özgürlük savaşçısı olan, ağırbaşlı, son derece gelişmiş bir medeni cesarete sahip, idealist bir gençtir.

Gençlik yıllarında Saraybosna‘yı ikiye ayıran Milyeçka Nehri’nin yanında arkadaşlarıyla oturur, “İslâm medeniyetini tekrar nasıl diriltmeli?” diye kafa patlatarak hayaller kurmuştur. Aliya belki de o zaman böyle hayaller kurmasaydı şu an da özgür bir Bosna-Hersek olmayacaktı.

Komünist dikta altında Müslüman Boşnaklar’ın kimliklerinin silinmesi için yapılan sistematik uygulamalara karşı bir aydın olarak mücadeleler vermiştir. Kendi medeniyetinin bağlı olduğu kökleri yeniden keşfetmekle kalmayarak, insanlığın var oluş problemleri üzerine fikirler üretmiş ve bunları daha siyasi kimliği oluşmadan tarihi sorumluluğu omuzlayarak yapmıştır.

Baskı ve acımasızlığa karşı halkının ruhu olmuş, Hırvat ve Sırp saldırılarına karşı sadece bölgenin değil dünyanın bile kör olduğu bu zulümde halkına hep bir fener olmuştur. Kendisine, ailesine ve halkına zulmeden, hapse atan, dostlarına zorluklar çıkaran, yaşlı-çocuk demeden öldüren, Müslüman Boşnak kadınlara tahammül edilemeyecek derecede iğrençlik yapan Sırp ve Hırvatlar’a karşı dahi asla kin gütmemiş ve intikam beslememiş, tam aksine “Ne şimdi ne de sonra intikama yer vardır” demiştir. Aliya bu ahlâki tutumu ve lider kişiliği ile yalnızca kendi halkını ayakta tutarak özgürlüğe götürmemiş, İslâm coğrafyasının paylaştığı ortak değerlerin temsilcisi ve evrensel ölçekte insan olmanın onurunu ahlâki temelde savunan bir düşünür olmuştur.

Direnişte başarılı fakat sistem kurma aşamasında inisiyatifini kaybeden liderlerin bıraktığı hesaplaşmaların coğrafyasında Aliya, liderlik başarısı ve yeteneği açısından yeni bir umuda işaret etmiştir. Büyük düşünür, kendi düşünce iklimlerinin aidiyetlerini de aşarak insanlığa seslenebilendir. Aliya da bunun en somut örneğidir. Siyasi tecrübesi olmamasına rağmen bir halkın dinine, diline ve kültürüne saldıranlara karşı verdiği mücadelesi ve onurlu duruşu tarihe tanıklık etmiştir. “Aliya” demek; dünyaya çok kültürlülüğü, tüm barbarlıklara rağmen bir arada yaşama idealini ve iradesini gösterebilen ve bunu da İslâm medeniyetinden aldığını açıkça ilan eden kökü derin bir lider demektir. Aliya demek Doğu’ya ve Batı’ya köprü olmak değil orta yol olmak demektir. Hayatı boyunca İslâm medeniyetinin sınırlarını değil ufkunu gösteren çağdaş İslâm düşüncesinin en önemli isimlerinden biri olan Aliya yı, 17. ölüm yıl dönümünde anlamak ve anmak mücadelesine olmakla mümkündür. Her şeye kadir olan Allah`a yemin olsun ki Batıla boyun eğmeyerek Aliya’nın davasına ortak olacağız.

Saygı ve Rahmetle.

Şüheda BÖRÜ


Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2020, 14:51



Kaynak

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

NeOldu.com

Şükrü Erbaş Şiirleri – En Güzel 15 Şiiri

iPhone 12, Günümüzü Yakalayamayan Bir Telefon

iPhone 12, Günümüzü Yakalayamayan Bir Telefon