in

Antik Mısır’ın Ölüler Kitabı ve Tılsım 125


Ölüm, insanlığın varoluşundan beri sınırlıca algılayabildiği, çoğu zaman anlamlandıramadığı bir hikaye. Ancak ölümden de fazla algılayamadığımız, tasavvur dahi edemediğimiz, merakla zihinlerimizi kurcalayan bir şey varsa o da şüphesiz ki ölümden sonrasıdır. İster inançlı biri olun ister inançsız, ölümden sonrası her zaman merak konunuz olmuştur.

Ra nu pert em rhu yani Mısır’ın Ölüler Kitabı, Antik Mısırlıların ölümden sonrası için ölüm döşeğindeki kişinin huzurunda okudukları tılsım ve duaları içeren kitap, sanılanın aksine ölüleri diriltmek için değil, ölümden sonraki yaşamda ölen kişiye yol göstermek, ölüm ötesi yaşamda kendisine yardımcı olacak tavsiyeleri vermek amacıyla oluşturuluyor. Anlamı “Günden Dışarı Gidenler” olan bu kitap, cennet anlamı taşıyan sazlık tarlalarına ulaşmayı isteyen Antik Mısırlılar için tam olarak bir yol gösterici kaynak niteliğinde. Yüzyıllardır hiç değişmeden, dini korkular kullanılarak ölümden sonrası için cennetten satılan tapular, öldükten sonra cennete kavuşmayı sağlayacak kitaplar, cehennemden koruyan dualar görüyor olmamız ne kadar da ilginç, değil mi?

Antik Mısır’da kişinin ölümü gerçekleştikten sonra fiziksel bedeni terk eden ruhun Ka’sıyla birlikte öteki aleme göçtüğüne inanılıyor. Ka, Antik Mısır inancına göre, insanın görünmeyen bedenidir ve çoğu zaman ölü bedenden ayrılan, bir kuş gibi temsil edilir. Tarihin hangi zamanına hangi pencereden baktığınızın bir önemi yok, nereden bakarsanız bakın ölümün gerçekleşmesiyle beraber öte alemde ölen kişiyi bir hesaplaşma ve yargı bekler, Antik Mısır’da da bu durum aynı.

Tılsım 125 olarak tanınan ve Mısır Ölüler Kitabı’nın en çok bilinen kısmı olan bu tılsım, ölüm gerçekleştikten sonra kişinin Ka’sının, Osiris ve 42 yargıcı tarafından hayatta yaptıkları ile ilgili yargılanmasını içerir. 42 yargıç, Osiris’in yasakladığı 42 fani günahı temsil eder. Ölen kişinin kalbi ve tanrıça Ma’at’ın doğruluk tüyü Osiris, İsis, Neftis ve Anubis karşısında Maat’ın hakikat salonunda bir terazinin iki kefesine ayrı ayrı konur ve tartılır. Ancak bu esnada kişi aşağıdaki yemini eder:

“Hiç kimseye kötülük etmedim.

Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim.

Gerçek evinde alçaklık etmedim.

Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım.

Benim yüzümden kimse korku duymadı, yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı.

Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir zaman yapmadım.

Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim.

Kimseyi aç bırakmadım.

Kimseye göz yaşı döktürmedim.

Kimseyi öldürmedim ve kimsenin kahpece öldürülmesini emretmedim.

Kimseye yalan söylemedim.

Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım.

Zina etmedim.

Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım.

Terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım.

Teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım.

Süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım.

Hayvanları çalmadım.

Tanrının kuşlarını avlamadım.

Ölmüş balığı tutmadım.

Hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim.

Ben temizim, temizim, temizim…”

Yeminle beraber terazide hareketlilik başlar, ancak burada kritik olan bir durum vardır: Terazinin hareket etmesiyle beraber ölen kişi yargılanma seremonisinde yalan söyleyememeye başlar, ab’ı yani kalbi, vicdanı buna izin vermez. Aslında Antik Mısırlılar yüzyıllar önce, insanın korkusunun, dininin, ilahının yine kendi vicdanı olduğunu anlatmak istemiş olabilirler mi kendilerinden sonraki nesillere?

Seremoninin sonuna gelindiğinde ise Tanrıça Ma’at’ın tüyünün olduğu kefenin terazide hafif gelmesi, ölen kişinin kalbinin kötü olduğu ve yaşamında kötülüklerinin iyiliklerinden daha fazla olduğu anlamına gelir. Bu durumda ölen kişi, Mısır mitolojisinde ölülerin kalbiyle beslenen suaygırı, timsah ve aslanın melezi olan Amut adı verilen bir canavar tarafından yenir ve ikinci kere ölür.

İşte Antik Mısırlılar Ammut tarafından yenilmemek, Osiris’in cennetine kabul edilmek ve hatta dünyaya ikinci kere doğabilmek için Ölüler Kitabı’nı satın alır, mezarlar başında dualar ve tılsımlar okur, Tanrılara tılsımlarla kutsadıkları yiyecek hediyeleri verirlerdi. Dinler, gelenekler, tarihler değişse de insanoğlunda ölüm korkusu ve bu korkudan doğan kar hiç değişmiyor gördüğünüz gibi. Ancak ne kalbimizi çiğ çiğ yiyen melez Ammut canavarı, ne heybetiyle bizi yargılanmaya götüren ceza Tanrısı Anubis, ne de cehennemin korkulu alevleri insanın kendi vicdanına veremeyeceği hesaptan daha ağır olamaz, değil mi?

Yazan: Öyküm Kütük





Kaynak

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hyundai, Modüler Elektrikli Araç Platformunu Tanıttı

Hyundai, Modüler Elektrikli Araç Platformunu Tanıttı

123 Yıl Önce İstanbul ve Kudüs (1897)

123 Yıl Önce İstanbul ve Kudüs (1897)